25 Temmuz 2017 Salı

NEDEN HUKUK?

Bu soru her hukuk öğrencisinin hem günlük hayatında hem de eğitim hayatında sıkça karşılaştığı bir sorudur. Özellikle üniversite tercihi yapacak olan hukukçu adaylarına bu soru defalarca yöneltilir.

Ben de bu minvalde bir hukuk öğrencisi adayıyken kendimce neden hukuk seçmek istediğimi not etmiştim, şimdi o notlarıma baktığımda doğru bir analiz yapmış olduğumu görebiliyorum. Ancak gün geçtikçe ve hukuk dünyasının içine daha çok girdikçe bu düşüncelerim derinleşiyor ve detaylanıyor. 

"Neden hukuk?” sorusuna iki sene önce dört sebep yazmıştım. Bu yazıda bu dört sebebi bugünkü bakış açımla yeniden değerlendireceğim.



1. Hukukun dinamik bir alan olması 

Hukuk, çok yalın bir ifadeyle toplumu adalete ulaştırmayı hedefleyen normlar bütünüdür.  Zaman içerisinde toplumsal ihtiyaçlar, üretim araçları, insani ilişkiler değişir; hukuk da yeni kanunların hazırlanması, yeni içtihatların oluşturulması ve öğretide yeni akademik çalışmaların üretilmesi suretiyle toplumsal yapıda değişikliklere göre kendisini yeniler. Aynı şekilde zamanla felsefi düşünce kuramları, bilimsel paradigmalar, adalet anlayışı ve adaleti sağlama yöntemleri de değişmektedir. Bu durum karşısında hukukun durağan kalması mümkün değildir. 

Günlük hayatta da hareketli bir insan olduğumdan hukukun sahip olduğu bu dinamizm beni çok etkilemişti, zira hukukta bir bitmeyiş-tükenmeyiş söz konusu. Bu yüzden dünyada insan unsuru olduğu sürece, o insana göre dizayn edilmiş bir hukuk da var olacaktır.

Bu noktada kişisel bir tecrübemden bahsetmek istiyorum. Fakülte bünyesindeki İçtihat ve Doktrin İnceleme Grubunda bu sene İngilizce ve Almanca dillerinde çeşitli makaleler okuma fırsatım oldu. Okuduğum ve sunduğum makalelerden birisinin konusu robotların cezai sorumluluğuydu. Henüz bu konuda herhangi bir mevzuat veya yargı kararı, daha da önemlisi böyle bir ihtiyaç olmamasına rağmen öğretide böyle bir ihtiyaç olması durumunda nasıl bir düşünsel ve hukuki zeminde hareket edilmesi gerektiği üzerine bilimsel çalışmalar üretiliyor. İnanıyorum, bu münferit örnek dahi hukukun dinamizmini ortaya koymak için yeterli olacaktır.

2. Sosyal bilimlerle olan ilişkisi

Hukuk, insan için daha geniş manada toplum için üretildiğinden iyi bir hukukçu olmak ile iyi bir sosyal bilimci olmak arasında sıkı bir ilişki var. Eski bir Latin deyiş “Ubi societas, ibi ius” yani toplum varsa hukuk vardır der. Dolayısıyla iyi bir hukukçu olmak toplumu iyi bilmeyi gerektirir veya mekanizmayı tersten okuyacak olursak ancak toplumu iyi bilen birinin iyi bir hukukçu olabilmesi mümkündür. 

Lise yıllarımdan itibaren sosyal bilimlere büyük bir ilgi duymaya başladım ve aslına bakarsanız kişisel yatkınlığımım da bu alana daha fazla olduğunu anladım. Dolayısıyla hukukun bu toplumsal yönü hem ilgili hem de nispeten bilgili olduğum bir konuydu. Bu durumun bana ilerideki eğitim ve iş hayatımda büyük bir avantaj sağlayacağına inanıyordum. Şimdiden bile bu avantajın çok sayıda faydasını gördüğümü belirtebilirim.

3. Hukukçuların statüsü ve profili

Bu sebebin hem genel hem de kişisel bir boyutunun olduğunu düşünüyorum. Hukuk fakültesine başlamadan önce özellikle televizyondaki tartışma programlarına konuk olan hukukçuların siyasal ve sosyal meseleleri değerlendirişini hayranlıkla izlerdim. Kategorisel anlatım, tümden gelimci mantık, konuşurken seçtikleri kelimeler ve genel olarak hitabet tarzları son derece hoşuma giderdi. Dolayısıyla nazarımda hukukçuların üstün bir yeri-imajı vardı. Ama aslına bakarsanız bu durum genel olarak toplum nezdinde de böyle. Baktığımız zaman hukukçular medeniyet içerisinde hep elit bir statüye sahip olmuşlar. Öyle ki Roma imparatorluğu döneminde bir sanığın savunmasını yapmak sadece onur için yapılan son derece imtiyazlı bir davranışmış. Cicero gibi hitabeti güçlü kimselerin bu şekilde yaptıkları savunmalar, onları toplumun gözünde daha muteber bir konuma getirmiş. Hukukçuların sahip olduğu bu muteber konum bugün de kesinlikle devam etmekte, zira dünyanın neresine giderseniz gidin hukukçuyum veyahut hukuk öğrencisiyim dediğinizde saygı görürsünüz. Bu minvalde hukuk bölümünün Türkiye’de ve dünyada girmesi en zor bölümlerden biri olması da bu durumun bir sonucu diye düşünüyorum.

4. İstihdam olanaklarının genişliği ve cazipliği

Zannedersem saydığımız sebepler arasında meseleyi en pratik yönden ele alacak olanı bu sebep. Dolayısıyla bu sebebi açıklarken daha pratik bir çizgide kalmak gerekiyor. Öğrenciler olarak üniversitede yüksek öğrenim görmekteki temel motivasyonumuz ileride iyi bir işe sahip olmak. Bu yüzdendir ki iyi ve kazancı yüksek bir meslek edinmemizi sağlayacak bölümler üniversite giriş sınavında yüksek puanlar gerektiriyor. Hukuk da işte bu bölümlerden birisi, hatta daha net bir şekilde ifade etmek gerekirse eşit ağırlık alanında istihdam&iş olanakları açısından en iyi bölüm hukuktur. Hukuk öğrenicisi mezun olduktan sonra hem kamuda hem de özel sektörde çalışabileceği geniş iş olanaklarına sahiptir ve de bu geniş yelpazedeki iş imkanları gerek çalışma şartları gerekse gelir düzeyleri ile son derece caziptir.

Ben hukuk bölümünü seçerken işte bu dört sebebi göz önünde bulundurmuştum. Tabi öğrencinin bölüme başlayınca bakış açısı genişliyor ve bölüme dair bilgi birikimi artıyor. Bu durum benim içinde geçerli ama ben hukuk bölümünü tercih etmemdeki sebeplerin değişmediğini düşünüyorum. Nitekim şu anda da bölümünü çok seven, heyecanı ve motivasyonu yüksek bir öğrenciyim. 

Umarım bu sebepler sizin de tercihlerinize ufak da olsa bir katkı sağlar,

görüşmek dileğiyle.